divaneblog

Sübyanla evlilik, çokeşlilik ve kadın dövme

Posted by: Divane on: Eylül 5, 2009

Gerçi bu konularda daha önce defalarca yazdım; “Çokeşlilik”, “Kur’an kadınları dövün diyor mu?”, “İslam’da cariye var mı?”, “Kadın erkeğin kaburga kemiğinden mi yaratıldı?” başlıklı makalelerimize bakılabilir. Burada onları güncelleştirerek kısa bir özet sunacağım.

Görüyorsunuz, dönüyor dolaşıyor aynı şeyler yine gündeme geliyor.

Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Ben bu tür vak’alara “mahalle duvarları” arkasından bakmıyorum. Çünkü zihnimdeki mahalle duvarlarını çoktan yıktım. Dolayısıyla olaya “İşte gördünüz, bunlar böyle; vurun abalıya!” veya “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezseniz!” mantığı ile yaklaşmamaktayım.

İşin beni ilgilendiren tarafı Türkiye toplumunun din ile yani İslam ile ilişkisinde bir sakatlığın olması… Allah, kitap, peygamber anlayışının cehalet ve hurafelerle ile dolu olması… Sadece sevgi yetmiyor, akıl, idrak ve derin anlayış ta lazım.

*** Yazının devamını oku »

Bir Sabah Kalktınız Sular Çekilmiş…

Posted by: Divane on: Haziran 4, 2009

Kur’an’da “Allah’ın görkemli egemenliğinin”(mülk) anlatıldığı 29. cüzün başına yerleştirilen aynı adlı sure şöyle biter: “Bir sabah kalktınız yeryüzünden sular çekilmiş… Kim geri getirebilir suyunuzu?” (Mülk; 67/30).

Burada “olmayana ergi” yöntemi ile, su gibi bir nimetin değerinin ve hayatımızdaki yerinin kavratılmak istendiğini görüyoruz. Yani bir şeyin kıymetini anlamak için, onun yokluğunu düşünmek…

Gerçekten de bir sabah kalktık ki sular yeryüzünden çekilmiş…

Ne olurdu?

Yüzünü yıkayacaksın, musluktan “tıss”…
Su içeceksin çeşmeden “tıss”…
Denizlerden sular çekilmiş…

İstanbul Boğazı’nın, Marmara’nın, Ege’nin, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Atlas Okyanusu’nun, Hind Denizi’nin yerinde koskoca çukurlar oluşmuş, diplerinden kurbağalar görünüyor…Sakarya, Kızılırmak, Dicle, Fırat, Nil, Ganj, Ren, Misissippi, Volga vb. dünyanın büyük nehirleri başka olmak üzere bütün ırmaklar, dereler, çaylar, pınarlar kurumuş, diplerinde çatlamış yarıklar görüyor… Kurumuş dere yataklarında sivrisinekler uçuşuyor.

Sadece oralarda mı?

Fazla sürmez bir hafta içinde şehirler kokudan geçilmez olur. Hastalık baş gösterir, bit pire sökün eder. İnsanlar birbirinin yanından geçemez. Belki de maskeyle dolaşmaya başlarlar ama bu da en fazla on beş gün sürer. Çünkü bir insanın susuzluğa dayanma oranı 16 gün… Demek ki yeryüzünden sular çekilse on beş günlük ömrümüz var. Hava (ruh) çekilse altı dakika, toprak çekilse (ürün vermez olsa) 62 gün…

“Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz” işte bu demek…

***

Şimdi, ayette sorulan soruyu bir de şöyle soralım: “Bir sabah kalktınız yeryüzünden ‘Kur’an’ kalkmış, silinmiş, yok olmuş…”Bu soru şunun için önemli. Hani bir şeyin kıymetini anlamak istiyorsak yokluğunu düşüneceğiz ya, madem öyle; bir sabah kalktık, baktık ki Kur’an insanlığın hafızasından nesholmuş… Acaba yokluğu ve eksikliği nerede hissedilirdi? Kim, “Şurada Kur’an olacaktı, nereye gitti bu?” diye arardı? Kim arardı, kim sorardı?

Düşünün…

Devlet adamları, siyasetçiler mi? Zaten bakmaları yasak… İş adamları mı? Zaten terk etmişler… Hâkimler, savcılar mı? Zaten laikliğe aykırı… Esnaf, tüccar mı? Zaten işlerini kitabına uyduruyorlar… Sanat âlemi mi? “Dışarı çıkarken besmele çekip, kapı eşiğine vurmak gibi batıl inanışlarım vardır.” (!) ile mutlular zaten… Yazarlar, çizerler, entelektüeller mi? Zaten çoğu elif görse değnek, mimi görse tokmak zannediyor…

Kur’an’ı kim arardı, kim sorardı acaba? Eksikliği nerede hissedilirdi?

Öyle görünüyor ki, böylesi bir durumda, Kur’an’ın eksiliğinin hissedildiği yerler, en çok cenaze evleri ve mezarlıklar olurdu!

Çünkü camilerde namazda ne okunacağı sorunu olurdu, evet… Vaizler okuyacak bir şey bulamazdı, evet… Kandil gecelerindeki ayinler eksik kalırdı, doğru. Ama bunlar halledilmeyecek sorunlar olmazdı. Tapınaktır ne olsa gider nasıl olsa…

Esas cenaze evlerinde ne okunacak? Mezarlıklarda imamlar ölünün arkasından “talkın” veremez, Yasin okuyamazdı. Yasin okunamayınca ölüler “murdar” giderdi… İşte bu çok büyük bir sorun!

Başka? Başka nerede eksiliği hissedilirdi, düşünün… Ha, kitapçılar sürümden kazanamazdı… Tefsir dersi verenler işsiz kalırdı… Hafızlar, mevlithanlar zihinleri boşaldığı için şapşallaşırlardı…

Peki, böylesi bir durumda toplumsal hayatın akışında Amerika’daki “Mortgage Krizi” gibi bir kriz çıkar mıydı? Kesinlikle hayır! Çünkü Kur’an’ın hayatla ne alakası var? Sadece camiler, cenaze evleri ve mezarlarda aksama olurdu, o kadar. Onun da yerine doldurulacak bir şeyler bulunurdu. Ha Kur’an olmuş, ha Tevrat, ha İncil, ha Avesten, ha Vedalar ne fark eder? Ayin metni olacak bir şey olsun da, ölüler ortada kalmasın, cenaze evleri yatışsın da ne fark eder hangisi olmuş, değil mi?

Bizim Kur’an’a verdiğimiz değer bu işte! Döviz fırlayacak, borsa güne en büyük kayıpla başlayacak, insanlar bankalara hücum edecek, kriz kurulları toplanacak değil ya?

Demek ki Kur’an’a ne değer verdiğimizi anlamak istiyorsanız, bir sabah kalkığımızda onun yeryüzünden silindiğini düşünmek işe yarayabilir… O zaman belki hayatımızdaki yerini anlamayabiliriz. Sadece su, hava, toprak, ısı veya Kur’an değil; herhangi bir şeyin bir an için yokluğunu düşünün, ona ne değer verdiğinizi size söyleyecektir…

Hz. Peygamber der ki: “Allah katında değerinin ne olduğunu anlamak isteyen, kendi katında Allah’a ne değer verdiğine baksın…” Demek ki “Benim halkım Kur’an’ı terk etti” ayetinde hangi halkın kastedildiğini anlamak isteyen, Kur’an’ın yokluğunda hangi halkta/ülkede/toplumda suların çekilmesi gibi hayati bir sorun çıkıp çıkmayacağına baksın…

Sanırım başka ülke aramaya gerek kalmayacak.

Ihsan Eliaçık

Sen İstanbul Kokardın…

Posted by: Divane on: Ekim 22, 2008

Martıların gözlerinden dinledim
İstanbul’un boğazı yanmış dün gece
Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim

Göklerden hicran yağdı, İstanbul’lu bir geceydi
Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi
Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın

Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda
Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi…
Utanır, intihar ederdi ölüm,
Hayata rest çekip ağladığımda,
Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi…
Ben lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda
Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi
Kuş uçmaz kervan geçmez dağımda,
Kah aşkı yağan kar tanesi
Kah Leyla tüten rüzgardın
Zambak gibi leylak gibi,
Sigaramda duman gibi
Sevdiceğim, sen İstanbul kokardın

Dayadım ondörtlüyü İstanbul’un şakağına
İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum
Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına
Söylemedi, inat ettim gece seni uyudum

Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Ayla toprak şahittir, şahittir denizle gece
Sensizken, İstanbul’da bir kez olsun gülmedim
Yıllar kapımı çaldı, ellerinde vur emri
Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim
Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul
Aşkından hatıra dedim göz yaşımı silmedim
Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Belki de can ben bu şehri güller için çok sevdim

Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor
Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
Çatlayası deli yürek ’sen sen’ diye atıyor
Oy gece gözlüm oy, İstanbul SENİ kokuyor

Serdar Tuncer

Batının Çağdaş Uygarlık Düzeyini Geçtik mi Yoksa?

Posted by: Divane on: Haziran 7, 2007

Tunç Kılınç’ın kaleminden…

Sizin de dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ancak özellikle son yıllarda muhteşem bir yabancı dil kullanma hevesimiz oluştu. Hayatın hemen her yerinde. Marka isimlerinden, lokantalara, evlerden radyolara… Çok havalıyız!

Yazının devamını oku »

Bu yaz aileniz için 7 sıradışı aktivite!

Posted by: Divane on: Haziran 5, 2007

Siyahnur’dan alıntılanmıştır.

Sitemizde daha önce bahsettiğimiz, aile ve çocuklar için yazın yapılabilecekler onlara İslami bilgiyi ve Allah’ı hatırlamayı öğretmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca insanın vaktini hayır işlerinde harcaması, büyüklere hürmet etmesi, aile ile vakit geçirmenin ehemmiyeti ve sorumluluk alma gibi alışkanlıklar da kazandırır..

Şimdi gelecek maddeler de, evinizin içinde daha güzel İslami bir hava estirmek için pratik ipuçlarıdır.. Peygamber Efendimiz (sav) bir işin devamlı olanını severdi. İslami aktivitelerinizi de az da olsa devamlı tutmaya çalışın, onları hayattan bir parça gibi görün. Daha da önemlisi, aşağıdaki listeye büyüklerin daha fazla uygulaması gerekiyor. Eğer büyükleri olarak biz devamlı taviz verip gevşeklik gösterirsek ufaklardan ne bekleyebiliriz?

Yazının devamını oku »

Sizi MSN’de kim engelledi?

Posted by: Divane on: Haziran 4, 2007

ayyas‘ın yazısını ç-alıntı yaptım :)

Windows Live ya da Msn Messenger hesabınızı kimlerin engellediği hep merak edilir, bazı yollar aranır, hatta bazı çakallar bu olaydan yararlanıp insanları kandırmaya çalışırlar. PCnet forum yöneticilerinden Fonemi’nin uyarısına dikkatinizi çekmek istiyorum;
Yazının devamını oku »

Saadet Partisi’nin Milletvekili Aday Listesi

Posted by: Divane on: Haziran 4, 2007

Saadet Partisi saat 16.15′te listelerini YSK’ya ulaştırdı. Kutan İstanbul’dan Erbakan Konya’dan aday oldu. Saadet Partisi’nin YSK’ya teslim ettiği listelerde şu isimler var…

Yazının devamını oku »

Dino Merlin Istanbul’da!

Posted by: Divane on: Mayıs 31, 2007

Az önce Dino Merlin Istanbul’da sitesinden öğrendim. Dino Merlin istanbul’a varmış az önce. 3 Gün sonra vereceği konser için geldi çok sevdiği Istanbul’a. Gidilmez mi? Gidilir tabi!

M. Mustafa Uzun‘un dediği gibi;

”Sadece “Sen olmasaydın Aliya” eseri için bile bu konser’e gidilir.”

Yine istanbul ve yine nasip olmuyor bize..

İstanbul insanları! Kıymet bilin, kıymet bilin..

del.icio.us linklerim

Blog Stats

  • 31,767 hits

Destekliyorum!